GİRİŞ: Göğüs ağrısı acil servise sık başvuru nedenlerindendir. Lipid profil bozukluğu koroner kalp hastalığı için majör risk faktörlerinden biridir. Bu çalışmayla göğüs ağrılı hastalarda lipid profilinin akut koroner sendrom tanısındaki yeri ve prevalansını belirlemek amaçlanmıştır. GEREÇ-YÖNTEM: Göğüs ağrısı şikayetiyle acil servise başvuran 71 hasta çalışmaya alındı. Hastalara akut koroner sendrom tanısını koymada, tipik iskemik göğüs ağrı öyküsü, EKG ve kardiyak markerlerin kan düzeylerinin ölçümü esas alındı. Standart laboratuvar testleri uygulandı. Çalışmaya alınan tüm göğüs ağrılı olguların lipid düzeylerine bakıldı. BULGULAR: Göğüs ağrısıyla acil servise başvuran hastaların %57.7’sine akut koroner sendrom tanısı konuldu. Göğüs ağrısı şikayetiyle acil servise başvuran olgulardan akut koroner sendrom tanısı alanlarla, non-kardiyak nedenli göğüs ağrısı tanısı alanlar arasında total kolesterol,HDL kolesterol,LDL kolesterol,VLDL kolesterol ve trigliserid düzeyleri bakımından istatistiksel olarak fark saptanmadı.(p>0.05) SONUÇ: Lipid profil bozukluğu koroner kalp hastalığı için temel risk faktörleri arasında yer almakla beraber, akut koroner sendromların tanısında yeri yoktur. Acil servise göğüs ağrısıyla başvuran hastalarda lipid profilinin bilinmesi, bireyin koroner kalp hastalığı toplam risk yükünün azaltılması bakımından önemlidir. Bireyin eğitimle yaşam şeklinin değiştirilmesi, toplam risk yükünü azaltarak koroner kalp hastalığı riskini düşürecektir.
INTRODUCTION: Chest pain is a frequent cause of emergency department visits. Hyperlipidemia is a major risk factor for coronary artery diseases. This study was performed to determine the role and prevalence of lipid profile in the acute coronary syndrome in patients with chest pain. MATERIAL-METHODS: Seventy-one patients admitted to the emergency department due to chest pain were included in the study. Standard laboratory test were applied to the patients for the coronary heart disease. Lipid profiles of all patients were determined. RESULTS: 57.7% of the patients admitted to the emergency department due to chest pain were diagnosed as acute coronary syndrome. There was no relation between acute coronary syndrome and total cholesterol, LDL cholesterol, VLDL cholesterol, HDL cholesterol and triglyceride levels. CONCLUSION: Hyperlipidemia cannot be used as diagnostic method for acute coronary syndromes. But, hyperlipidemia that is an important risk factor for acute coronary syndromes must be questioned in patients admitted to the emergency department due to chest pain. We think that, by educating these people about hyperlipidemia and its treatment, place of hyperlipidemia may move backward in the coronary artery disease risk classification.
THE ROLE OF LAPAROSCOPY OF THE DIAGNOSİS AND TREATMENT IN ACUTE APPENDICITIS
Pages 11 - 13 Cem Kaan Parsak, Gürhan Sakman, İsmail Cem Eray, Hasan Elkan, Ahmet Sebe, Salim Satar
GİRİŞ: Akut apandisitte laparoskopinin kullanılmasının avantaj ve dezavantajları halen tartışılmaktadır. Laparoskopi, AA’li hastalarda hem minimal invaziv cerrahinin avantajları hem de karın içini eksplore etme avantajları nedeniyle konvansiyonel yöntemlere üstünlük göstermektedir. Bu çalışmanın amacı, laparoskopik appendektomi (LA) yapılan 20 olgunun operatuar ve postoperatuar sonuçlarını değerlendirmektir. METOD: Bu çalışmada LA uygulanan 20 hasta prospektif olarak incelendi. Hastaların ameliyat bulguları, ameliyat süresi, appendiks güdüğü kapama tekniği, appendiks lokalizasyonu ve peroperatuar komplikasyonlar kaydedildi. Postoperatif dönemde, postoperatif komplikasyonlar, hastanede kalış süresi ve işe dönüş süreleri kaydedildi. BULGULAR: Ortalama yaş 32 iken, olguların %60’ı (12) erkek idi. 4 olguda ek hastalık saptanırken, ortalama semptom süresi 10 saat idi. Ortalama ameliyat süresi 38 dakika iken, nonperfore apandisit sıklığı (%85) dikkat çekici idi. Olguların 580’inde apendiks intraperitoneal yerleşimli iken peroperatuar komplikasyon gözlenmedi. Hiçbir hastada komplikasyon gözlenmezken, ortalama yatış süresi 30 saat, ortalama işe dönüş ise 15 gün olarak saptandı. SONUÇ: Akut Apandisit tedavisinde laparoskopik appandektomi, düşük operasyon süresi, düşük operatif ve postoperatif morbidite, kısa yaış süresi ve işe başlama, yüksek hasta konforu ve memnuniyeti ile güvenle uygulanabilecek bir tekniktir.
BACKGROUND: The advantages and disadvantages of laparoscopy in treatment of acute appendicitis is still a dilemma. Laparoscopy is superior to the conventional techniques in patients with acute appendicitis with its minimal invazive nature and advantages for abdominal exploration. In this study, we evaluated the peroperative and postoperative outcomes of 20 patients who underwent laparoscopic appendectomy. MATERIAL-METHODS: Twenty patients who underwent laparoscopic appendectomy were included in this prospective study. Operation data, operation time, closure tecnique of the appendix stumpf, appendix localization and peroperative complications of the patients were recorded. Postoperative complications, duration of hospitalisation and time of return to work were also recorded in the postoperative period. RESULTS: Mean age of the patients was 32±SS where 60% (n=12) of the cases were male. Four patients had coexiting diseases. Mean duration of symptoms was ten hours. Mean operation time was 38 minutes,and it was remarkable that 17 patients (85%) had non-perforated appendicitis. Appendix was localized intraperitoneally in 80% of the cases and no peroperative complication was seen. Mean hospital stay was 30±SS hours, mean time of return to work was 15±SS days. CONCLUSION: Laparoscopic appendectomy is a safe technique in the treatment of acute appendicitis, because of its short operation time, low operative and postoperative morbidity, short hospital stay and short time of return to work, with high patient satisfaction and comfort.
THE RETROSPECTIVE ANALYSIS OF DEATHS IN EMERGENCY DEPARTMENT
Pages 14 - 17 Aydın Deniz Karataş, Ahmet Baydın, Yavuz Otal
GİRİŞ: Hastanelerin acil servisleri, acil hastalıkların hızlı değerlendirilmesi, hastaların stabilizasyonu ve tedavisini yapabilecek kapasitede olmalıdır. Bizim bu çalışmayı yapmaktaki amacımız acil servise başvuran ve eksitus olan hastaların dosyalarını inceleyerek hastaların acil serviste kaybedilmesinde etkili olan öncelikli faktörleri saptamaktır. METOD: Acil Serviste hayatını kaybeden olguların dosyaları geriye dönük olarak incelendi. BULGULAR: Acil servisimize 01.01.2001–31.12.2003 tarihleri arasında 322 hasta tedavisi devam etmekteyken hayatını kaybetmiştir. Olguların yaş ortalaması 57,8±20,46 idi. Olguların 254’ü acil servise ambulans ile getirilmişti. Olguların 240’ı başka bir hastaneden sevk edilmişti. Olguların 175’i geldiği hastanenin acil servisinden sevk edilmişken, 65’i yatan hastaydı. Olgular en sık bilinç kaybı ile başvururken bunu sırasıyla nefes darlığı ve travma izlemekteydi. Olguların 96 tanesi geliş anında kardiyopulmoner arrest halinde idi. Olguların 147’sinin Glasgow Koma Skala Skoru 3 idi. SONUÇ: Uygun koşullarda ve endikasyonlarda hasta transportlarının sağlanması ve acil servislerin amacının dışında kullanımının engellenmesi ile acil servis mortalitemizin azalacağı kanısındayız.
INTRODUCTION: Emergency departments should have qualifiedness of rapid diagnosis and treatment. The aim of this study was to investigate the factors affecting the exitus of a aptient in the department of Emergency. METHOD: Data from hospital records of all dead patients in emergency department retrospectively investigated. RESULTS: In the emergency department, 322 cases lost their lives during their treatment between the date of 01.01.2001–12.31.2003. Mean age of all dead patients in emergency department was found as 57,8±20,46 years. Two hundred and fifty-four cases were transported with ambulance. Two hundred and forty cases were transported from another hospital. Of the patients who transported from another hospital, 175 were transported from another emergency department, 65 were transported from the services which bedside rooms. Consciousness was the most frequent symptom. Dyspnea and trauma were followed the consciousness. On admission, 96 of the patients were in cardiopulmonary arrest, Glasgow coma scale score of 147 cases were in 3. CONCLUSION: The mortality of emergency department may be decreased by the suitable transport of patients and use the emergency departments as appropriate use.
RETROSPECTIVE EVALUATION OF CERVICAL SPINE INJURY VICTIMS PRESENTED TO EMERGENCY DEPARTMENT
Pages 18 - 21 Mehmet Üstündağ, Murat Orak, Cahfer Güloğlu, Mustafa Burak Sayhan, Emin Uysal
AMAÇ: Bu çalışma Acil Servis Kliniği'ne başvuran servikal vertebra yaralanması olan hastaların yaralanma nedenlerini, düzeylerini ve derecelerini belirlemek ve gelişen komplikasyonları değerlendirmek amacıyla düzenlenmiştir. YÖNTEM: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Acil Kliniğine Ocak 2004 ile Şubat 2007 tarihleri arasında başvuran servikal vertebra yaralanması olan hastalar bilgisayar kayıtlarından tespit edildi ve bunların dosyaları arşivimizden bulunarak geriye dönük olarak incelendi. Olgular sonuçlarına göre; şifa ile taburcu olanlar Grup I, ölenler Grup II ve nörolojik sekel gelişenler Grup III olmak üzere üç gruba ayrıldı. BULGULAR: Çalışmaya 34 olgu dahil edildi. Yaş ortalaması 34,5±15,3(15–65) idi. Hastalarımızın 25’i (%73,5) erkek, 9’u (%26,5) kadındı. Olgularımızın 24’ü (%70,6) Grup I, 4’ü (%11,8) Grup II, 6’sı (%17,6) Grup III idi. Olguların 17’si araç içi trafik kazası, 12’si yüksekten düşme, 1’i araç dışı trafik kazası, 4’ü diğer travma nedenleri sonucu başvuranlardır. Başvuru anında hastalarımızın 21’inde sert boyunluk takılı idi. Hastalarımız başvuru anındaki Glascow Koma Skoru (GKS)’na göre değerlendirildiğinde 30’u iyi (GKS=13–15), 2’si orta (GKS=9–12) ve 2’si kötü (GKS=3–8) grupta idi. Başvuru anında hastalarımızın 10’unda parapleji, 2’sinde paraparezi, 6’sında tetrapleji vardı. Olgularımızın 6’sında üst servikal (C1,C2) fraktür, 13’ünde alt servikal (C3-C7) fraktür, 1’inde üst servikal dislokasyon ve 5’inde alt servikal dislokasyon tespit edildi. Ayrıca 6 hastada alt servikal fraktür ve dislokasyon, 2 hastada üst ve alt servikal dislokasyon, 1 hastamızda da üst ve alt servikal fraktür birlikte mevcuttu. Vakaların %44,1’ine cerrahi ve %55,9’una ise medikal tedavi uygulandı. SONUÇ: Servikal travma daha sık olarak genç erkeklerde ve araç içi trafik kazası ile yaralanmalarda görülmektedir. Olgularımızda yüksek oranda alt servikal vertebralarda fraktür ve dislokasyon tespit edilmiştir. Başvuru anında nörolojik defisitin olmaması mortalite ve morbiditeyi azaltırken, tetrapleji varlığı arttırmaktadır. Ayrıca alt servikal vertebralarda fraktür ve dislokasyonun birlikte bulunması prognozu kötü yönde etkilemektedir.
OBJECTIVE: In this study we purpose that to research demographic characteristics, complications and trauma origins of emergency department patients with cervical spine injury. METHODS: We scanned emergency patients with cervical spine injury data, retrospectively between January 2004 and February 2007. The patients were categorized into three groups: survived group (Group I), death group (Group II) and neurological deficit group (Group III). RESULTS: We accepted 34 patients with cervical spine injury between January 2004 and February 2007. Age average was 34,5±15,3(15–65). In this study 25(73,5%) patients were male and 9(26,5%) were female. Our study 24(70,6%) patients were Group I, 4(11,8%) patients were Group II and 6(17,6%) were Group III. In this study 17 patients were passengers and drivers from traffic accidents, 12 patients were falls from flat-roofed houses, 1 patient was pedestrians from traffic accidents and 4 patients were from other causes. The presence of cervical spine collar at the time of admission was 21 patients. Our patients divided three groups according to admission Glasgow Coma Score (GCS). Our study 30 patients were high GCS group (GCS=13-15), 2 patients were moderate GCS group (GCS=9-12) and 2 patients were low GCS group (GCS=3-8). In this study, 10 patients were paraparalysis, 2 patients were paraparesis and 6 patients were tetraparalysis at the time of admission. Our study, 6 patients were C1-C2 fractures, 13 patients were C3-C7 fracture, 1 patient was C1-C2 dislocations and 5 patients were C3-C7 dislocations. However, 6 patients were both C3-C7 fracture and dislocations, 2 patients were both C1-C2 and C3-C7 dislocations, 1 patient was both C1-C2 and C3-C7 fractures. The ratios of the patients having surgical operation and the patients receiving medical therapy were 44,1%( n=15) and 55,9 %( n=19) respectively. CONCLUSION: Cervical spine injury is relatively common in young man. Passengers and drivers from traffic accidents are the most common reason for cervical spine injury. We described that our patients had high ratio C3-C7 fractures and dislocations. At the time of admission not-presence of neurological deficit was found as decreased factors on mortality and morbidity of the patients with “Cervical spine injury”. Contrary, presence of tetraparalysis was found as increased factors. However presence both C3-C7 fracture and dislocations were found as increased factors on mortality and morbidity.
CARBON DIOXIDE POISONING IN THE GENERAL DIRECTORATE OF GOVERMENT PRIME MINISTERY OFFICE ARCHIVES
Pages 22 - 24 Mehmet Akif Karamercan, Gülhan Çelik, Ayfer Keleş, Ahmet Demircan
GİRİŞ: Karbondioksit renksiz, kokusuz, yanmayan, nonirritan, sıvı ve gaz halinde bulunabilen bir maddedir. Karbondioksit yangın söndürücülerde oksijen tutucu olarak da kullanılmaktadır. Vaka Sunumu: Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nde bulunan 226 adet 30 litre kapasitesinde yangın söndürme tüpünün imha edilmesi sırasında gaza maruz kalarak zehirlenen 5 güvenlik görevlisi hastanemiz acil servisine getirildi. Transfer sırasında jeneralize tonik-klonik nöbet geçiren bir hasta; acil servisimize getirildiğinde bilinci kapalı, Glaskow Koma Skalası E3-M5-V3 olup, taşikardik ve takipneikdi. Mikst metabolik-respiratuvar asidozu (pH: 7.07) ve sinüs taşikardisi (kalp hızı: 118/dk.) mevcuttu. Oksijen tedavisi başlanan (10 lt./dk.), gelişinin 45. dakikasında bilinci açılan ve 4. saatinde metabolik durumu tamamen düzelen hasta 24 saatlik izlem sonrasında taburcu edildi. Vitalleri ve fizik muayenesi normal olan diğer 4 hasta, 4 saatlik izlem sonrasında taburcu edildi. SONUÇ: Karbondioksit basit asfiksanlar gibi zehirlenmeye neden olmaktadır. Yüksek konsantrasyonlarda direkt kimyasal toksik etki oluşturmaktadır. Zehirlenme ihtimali olan işyerlerine mutlaka karbondioksit detektörü konulmalıdır. Karbondioksit gazı içeren yangın tüpleri imha edilirken gerekli önlemler alınmalıdır. Zehirlenen vakalar hızla olay yerinden uzaklaştırılmalı ve oksijen tedavisiyle birlikte gerekli resüsitatif işlemler yapılmalıdır. Müdahale eden sağlık personeli karbondioksit gazının kendisi için de potansiyel zehir olduğunu unutmamalıdır.
INTRODUCTION: Carbon dioxide is a colorless, odorless, nonirritating substance that can be in gas or liquid form. Carbon dioxide can also be used as oxygen conserver in fire extinguishers. CASE: During the annihilation of 226 fire extinguishers that has 30 lt capacities for each in the general directorate of government prime ministry office archives, 5 security guards were intoxicated due to exposure of high concentration Carbon dioxide gas and transferred to our hospital emergency department. One of the patients was experienced generalized tonic-clonic seizure during transfer who was unconscious, had Glaskow Coma Scale E3-M5-V3, tachycardia and tachypnea at the time of entrance. He had mixed metabolic-respiratuar acidosis (pH: 7.07) and sinusal tachycardia (heart rate: 118beats/min.). Oxygene therapy (10 lt./min.) was started at the time of entrance. His consciousness (at the 45th minute of entrance) and his metabolic state (at 4th hour of entrance) returned to normal. He was discharged after 24 hours observation. The other 4 patient had normal vital signs and physical examinations; so that they were discharged after 4 hours observation. CONCLUSION: Carbon dioxide causes intoxication just like simple asphyxiants. In high concentration, however, has a direct chemical toxic effect. Carbon dioxide detectors must be placed in the Carbon dioxide intoxication risky places. During the annihilation of Carbon dioxide containing fire extinguishers all preventive measures must be taken. The intoxicated victims must be removed from the place and oxygen therapy must be started together with resuscitative procedures as soon as possible. The medical staff must never forget that Carbon dioxide gas is potentially toxic for themselves.
THE EFFECTIVENESS OF LAPAROSCOPIC NİSSEN FUNDOPLICATION FOR GASTRO ESOPHAGEAL REFLUX DISEASE
Pages 25 - 27 Cem Kaan Parsak, Gürhan Sakman, Tolga Akçam, Salim Satar, Hüseyin Ezici, Hüsnü Sönmez
Gastroözofageal reflü hastalığı, gastro-intestinal sistemin en sık görülen kronik hastalığıdır. Başlangıç tedavisi medikaldir. Ancak cerrahi endikasyon varlığında Nissen fundoplikasyonu uygulanan cerrahi tekniktir. Son yıllarda Laparoskopi alanındaki gelişmelerle birlikte laparoskopik Nissen fundoplikasyonu uygulanmaya başlamıştır. Bu çalışmanın amacı laparoskopik fundoplikasyon serimizi, erken dönem sonuçları ile irdelemektir.
Gastro Esophageal Reflux Disease is presented as the commonest chronic disease of gastrointestinal tract. Medical treatment is considered as initial intervention. If surgical approach is required, nissen fundoplication is accepted as the most popular technique. The aim of this study is to evaluate our early results of nissen fundiplication series.
ANTICHOLINERGIC INTOXICATION DUE TO DATURA STRAMONIUM: THREE PEDIATRIC CASES
Pages 28 - 30 Mustafa Sever, Abdurrahim Cekin
Antikolinerjik bitkiler farklı alkaloitler içerirler ve şifalı bitkiler olarak kullanıldığı gibi gençler tarafından suiistimal de edilirler. Bu çalışmada ebeveynleri tarafından acil servise getirilen ve kendilerini Datura stramonium ile zehirledikleri düşünülen 3 çocuk hasta (ikisi 5 ve 7 yaşlarında iki kız ve erkek kardeş ve diğeri 5 yaşında kız çocuğu) sunulmuştur. Bu sunumun amacı, acil servise bilinci kapalı ve/veya şuuru bulanık olarak acil servise getirilen ve intoksikasyon düşünülen hastaların değerlendirilmesi ve tedavisinin önemi ile farklı bitkilerin toksisiteleri ve potansiyel risklerini hatırlatmaktır. Ayrıca çocukları, gençleri ve ebeveynlerini bu tip bitkilerin kazara alınması veya bilinçli olarak suiistimaline karşı korumak ve eğitmenin önemine dikkat çektik.
Anthicholinergic plants contain a variety of alkaloids and have been used for herbal medicine and abused by adolescents. We present three children (two of them were 5 and 7-years-old sister and brother and other was 5-years-old girl), who had applied to emergency room by parents, suspected due to self poisoning by Datura stramonium. Goal of this report is remembering the importance of evaluation and treatment of patients who suspected intoxication, and applied to emergency room with altered mental status and/or unconsciousness, also toxicities and potential risks of different kinds of plants. We also pointed to importance of protecting and educating of children, adolescents, and their parents against to abuse or accidentally use of these kinds of plants.
IS IT APPROPRIATE TO USE OF NITRATE IN ALL ANGINA PECTORIS?
Pages 31 - 33 Hayrettin Sağlam, Yücel Yavuz, Eser Kaya, Yusuf Yürümez, Ali Taner, Ersel Onrat
Koroner arteriovenöz fistül koroner ajiyografilerde %0.1-0.2 oranında görülen nadir bir konjenital anomalidir. Klinik olarak koroner fistül hastaları çarpıntı, anjina, kalp yetmezliği veya bakteriyel endokardit tablosu ile başvurabildikleri gibi tamamen asemptomatikte olabilirler. Klinik semptomlar fistüldeki düşük direnç nedeni ile kanın şant yapmasından kaynaklanan koroner çalma olayına bağlanır. Nitrat tedavisi ventriküle olan kaçağı artırarak iskeminin artmasına neden olabilir. Biz nitrat tedavisi esnasında anjinal ağrısı artan 45 yaşındaki bir bayan hastayı sunuyoruz.
Coronary arteriovenous fistula is a rare congenital anomaly that is seen in 0.1% to 0.2% of coronary angiograms. Clinically, patients with coronary fistula may present with palpitations or with symptoms of angina, heart failure, or bacterial endocarditis; or they may be totally asymptomatic. The clinical symptoms have attributed to a coronary steal phenomenon due to the shunting of blood via the low rezistance fistule. Nitrate therapy may increase the ischemia by means of increased leakage to the ventricle. We present the case of a 45-year-old woman who had crescendo angina during nitrate therapy.
Kronik alkolizm öyküsü olan ve her zamankinden daha az alkol almasına rağmen çarpıntı ve kızarıklık şikayeti ile acil servise başvuran hastalarda disülfüram-ethanol reaksiyonu (DER) ayırıcı tanıda düşünülmesi gereken durumlardan biridir. Alkolizmin bir aile hastalığı olduğu unutulmamalı ve tekrarlayan acil servis başvurularında hastanın hikayesi, birlikte yaşadığı tüm yakınlarından titizlikle sorgulanmalıdır.
A chronic alcoholic presented several times to our emergency department with palpitations and flushing when consuming less than his normal amount of alcohol. Only after his fourth visit, upon close questioning of his family, was the diagnosis made: his mother was covertly adding disulfuram to his food in attempt to get him to stop drinking. Because alcoholism in just one member affects the whole family, a careful history of events should from all family members for clues to a patient’s diagnosis.
FEMALE PATIENT, WHO CAME WITH NUMBNESS IN ARMS AND LEGS, BEFORE CONVERSION DISORDER… HYPOKALEMIA? CASE REPORT
Pages 37 - 39 Cumali Doğru, Nurettin Özgür Doğan, Mehmet Ergin, Fikret Bildik, Ahmet Demircan
Primer hiperaldosteronizm, hipertansiyonun en sık sekonder formudur. Aldosteron yüksekliği, böbrekten sodyum ve su tutulumunu artırarak kan basıncında yükselmeye neden olurken, potasyum atılımını artırarak serum potasyum değerini düşürür. Hastalar acil servise, ciddi hipokalemiye bağlı kas güçsüzlüğü, bulantı, kusma, konstipasyon ve uyuşma gibi nonspesifik semptomlarla gelebilirler. Acil servisteki rutin laboratuar tetkikleri hiperaldosteronizmi düşündürmekle beraber tanısal değildir. Bu klinik durum yanlışlıkla konversiyon bozukluğu olarak değerlendirilebilir. Bu yüzden acil hekimleri, bir sürrenal bez patolojisini işaret edebilen hipokalemi ve diğer elektrolit bozukluklarının klinik semptomlarının farkında olmalıdırlar. Bizim vakamızda acil servise kollarında ve bacaklarında uyuşma – ağrı yakınmasıyla gelen ve ciddi hipokalemisi olduğu saptanan 35 yaşındaki bayan hastayı sunuyoruz.
Primary hyperaldosteronism, is the most common secondary form of hypertension. Aldosterone excess, decreases potassium, induces sodium and fluid retention with consequential increases in blood pressure through the kidneys; it also increases potassium discharge from kidney. The patients may present to emergency departments with non specific symptoms like muscular weakness, nausea, vomiting, constipation and paresthesia created by severe hypokalemia. Routine laboratory data in emergency department can be suggestive but not diagnostic for hyperaldosteronism. This clinical situation might be misdiagnosed as conversion disorder. Because of this, emergency physicians must be aware of clinical signs and symptoms of hypokalemia and other electrolit disturbances which may refer a surrenal gland disorder. In our case, we present a 35 year old woman, who is suffering from paresthesias and pain in her arms and legs, detected severe hypokalemia in our emergency department.
AN UNUSUAL INFANT BURN: ACCIDENT, ABUSE OR NEGLECT. A CASE REPORT
Pages 40 - 42 Mustafa Sever, Abdurrahim Cekin
Yanıklara bağlı yaralanmalar çocuklarda mortalite ve morbiditenin önde gelen sebebidir. Termal yanıklar ise çocukluk çağının en sık gözlenen yanık tipleridir. Bu olgu sunumunda oldukça nadir gözlenen bir ev kazasına bağlı, toplam vücut alanının yaklaşık %15-20’sini içeren 2 aylık bir bebeğin yanık öyküsü sunulmaktadır. Bu sunumun amacı ne kadar farklı şekillerde aile ihmali ve/veya suistimalinin olabileceğini ve yanıklardan korunmada ailelerin eğitiminin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktır.
Burn related injuries are a leading cause of morbidity and mortality in children. Thermal burns are the most common type of burn in childhood. We present a very rare home accident mechanism of pediatric burn in this two months old child, who sustained nearly 15-20% total burn surface area (TBSA) burns case. The goal of this report is suggest a different type of family neglect and/or abuse and how important also counsel families regarding burn prevention.
GASTROINTESTINAL FOREIGN BODY REQUIRING EMERGENCY SURGICAL APPROACH: CASE REPORT
Pages 43 - 45 Musa Polat, Cem Kaan Parsak, Serkan Özmete, Atılgan Tolga Akçam, Ahmet Sebe, İdris Akçay
Yabancı cisim yutulması özellikle çocuklarda yaygın olarak acil servise başvuru nedenleri arasındadır. Perforasyon %1 oranında görülür. Bu çalışmada, metal cisimler yutulması sonrası rektosigmoid bölgede perforasyon saptanan 20 yaşında erkek olgu raporladık. Çok sayıda sivri metalik cisimler yutan ve karın ağrısı ve ateş ile acil servise başvuran olgunun laboratuar incelemelerinde lökositozu ve direk grafilerinde multipl radyoopak cisimlere ait görüntüler mevcuttu. Peritonit bulgularının olması üzerine acil şartlarda ameliyata alındı. Eksplorasyonda midede küme halinde sivri, terminal ileumda iki adet oval cisim palpe edildi. Rektosigmoid kolonda sivri metalik cisme bağlı perforasyon görüldü. Gastrotomi ile mide içerisindeki metalik cisimler çıkarıldı. Terminal ileumdaki oval cisimler ileoçekal valvden geçirilerek çekuma itildi. Rektosigmoid bölgedeki cisim çıkarılarak perfore alan primer olarak onarıldı. Peroperatif direk grafiler ile residü yabancı cisim kontrolü yapıldı. Postoperatif direk grafiler ile çekuma itilen yabancı cisimlerin takibi yapıldı. Postoperatif dönemde herhangi bir komplikasyon gelişmedi.
Ingested foreign bodies present a common emergency problem. The rate of perforation due to the foreign body ingestion is 1%. In this study, we reported 20 years old man having recto-sigmoid perforation following the ingestion foreign bodies. A patient having ingested multiple foreign bodies applied to emergency department with complaints of fever and abdominal pain. Elevated white blood cell count was detected in laboratory investigations and multiple radiopaque foreign body images were demonstrated on X-ray. Based on peritoneal findings, prompt surgical approach was carried on. During the exploration, in the stomach a group of sharp metallic foreign bodies and in the terminal ileum two oval shaped bodies were palpated. Additionally a perforation was seen due to sharp metallic body. Gastrotomy was performed for removing the foreign bodies in the stomach and oval bodies in the terminal ileum were pushed into ceacum passing through the ileocecal valve. Recto-sigmoid perforation was sutured after removal of sharp body. Residue foreign body was controlled with multiple per-operative direct x-ray graphics. The oval foreign bodies having pushed in to ceacum were followed with daily x-ray graphics. No complication was occurred.